#Yaşamın Gücü!

Nasa’nın Mars’ta su bulmasını takiben vizyona giren The Martian “Bilimsel” yanıyla dikkat çekici bir özellik taşıyordu. Hakkında doğru ya…

Nasa’nın Mars’ta su bulmasını takiben vizyona giren The Martian “Bilimsel” yanıyla dikkat çekici bir özellik taşıyordu. Hakkında doğru ya da spekülatif pek çok bilimsel değerlendirme yayınlandı. Kitaptaki detaylardan uzak olduğu vurgulandı ve pek çok şey konuşuldu. Bu yazıda filmle ilgili en az konuşulan konu olan bitki yetiştirme ve biyoteknolojiye dair yazacağım. Buraya kadar okuduysanız ve devamını okumak istiyorsanız, ancak spoiler sevmiyorsanız yazıya bir bookmark koyma vaktiniz geldi.

The Martian kitabını, tabi ki, filmi vizyona girmese öğrenmeyecektim. Hem güncel edebiyata uzak bir insan olmamdan hem de bilim kurgu okumak yerine bilim kurgu yaşamaya çalışmamdan dolayı büyük ihtimalle önceden duymuş olsaydım da ilgimi çekse de okumazdım.

Geçen haftasonu arkadaşım(Botanist) hasta olduğundan bisiklet planımızı değiştirdik ve daha az aksiyonlu bir etkinlik olarak sinema opsiyonumuzu değerlendirdik. Sinemaya gittiğimiz de çeşitli kaynaklardan fragmanını gördüğümüz The Martian filmi en dikkat çeken film olarak karşımızda duruyordu ve iki bilet aldık.

Açıkçası çok yüksek beklentilerim yoktu filmle ilgili, zaten fragmanından ötesini de bilmiyorduk. Ancak filmde kazma Mars toprağına saplandığında “Evet !” dedim.

Evet film bence olabilecek en gerçekçi yaklaşımla ilerledi. Yaşam bilimlerinde uzmanlığı olan bir insan, ilk başta iletişim için anteni tamir etmeye çabalamazdı tabi ki. Hayatını, yaşamını sürdürmeye odaklanırdı. Böyle bir düşünce benim için normal olmasına rağmen filmin genelde mühendis kafasında geçeceği, bu sebeple hah şimdi adama anten tamir ettirecekler güç bela dünyayla iletişim kurdurmak için bir hafta uğraştıracaklar demiştim ki, ön yargılarımı yıktılar.

Kahramanımız stoklarını kontrol edip problemini(hayatta kalmak) netleştirerek ve bu problemin büyüklüğünü(hayatta kalma süresi) ölçerek başladı. Genel izleyici yorumları bu noktada neden panik yaşamadığı yönünde görünüyor. Lakin bence panik yaşana cak bir durum yok. Zaten bir süredir Mars’ta bulunduğu için başına gelen durumu çabuk kabulleniyor. Hatta ölmediği için bir miktar mutluluk bile hissetmiş olabilir kim bilir?

Daha sonra vakumlanmış patatesleri buluyor ve orada şimşek çakıyor. Daha fazla patates yetiştirmek!

Bu noktada film karakterinin, bu patatesler Mars toprağında ve Mars’ta yetişir mi yetişmez mi nasıl olur gibi sorular sormaması ve fazla sorgulamaması, tüm patatesleri aynı anda ekmesine sebep oluyor. Ve bu nokta filmin “bilimsellik” konusunda batırdığı yerlerden en önemlisi. Çünkü elindeki tüm patatesleri riske atmış oluyor.

Patatesler ve bunların Mars’ta yetişip yetişmeyeceği konusu Türkçe film değerlendirmeleri arasında neredeyse hiç irdelenmemiş durumda. İngilizce kaynaklarda ise astronotlarla, ISS’de bitki deneyleri yapan araştırma gruplarıyla, bilimsel yayınlara atıfta bulunan pek çok yazı mevcut. Türkiye’deki botanikçi ve biyologların bu konulara ilgisiz olması ve yazı yazmamaları üzücü.

Bir biyolog olarak filmin “patates”’leri tam da benim ilgimi çeken nokta. Hatta tüm film boyunca düşündüğüm bir durum. Özelliklede filmde yapılan bilimsel hatayı görünce biraz daha konu üzrine yoğunlaştım. Çünkü bilim insanı iseniz böyle bir durumda önce denemeler yapmayı planlarsınız. Düzenli raporlar ve koşulları iyileştirmeye çalışırsınız.

Bir bitkinin Mars’ta sera içinde ve Mars toprağında yetişmesi konusunda karşımıza çıkabilecek iki ana problem var. Birincisi Mars toprağının kimyasal kompozisyonu ikincisi ise yer çekimi “gravity”.

Mars toprağının toksik etkilere sahip tuzlar ihtiva ettiği yoğun olarak vurgulanan eleştiriler arasında. Tabi Mars’ın yüzeyindeki topraklarda homojen değil. Ancak toprak organik bileşenler açısından zayıf ( o humik asitli solucanli verimli siyah toprak değil). Tabi biriken dışkılar bu problemi aşmak konusunda kilit rol oynuyor. Ancak topraktaki toksik maddeler, eğer varsa, hala problem. Bu konudaki değerlendirmelerde istasyonun olduğu lokasyondaki toprakların kullanılabilir olacağı yönünde. Ancak yine de bu durumda verimli üretimi destekleyebilecek özellikte toprak bulunmamakta. Nihayetinde bu bitkiler yer yüzü koşullarına adapte olmuş ve evrimsel süreçte bu koşullara göre evrilmiştir.

İkinci konu, yer çekimi ise kök gelişimi ve bitki gövdesinin tam ters yönde ilerlemesinde, özellikle çimlenme sürecinde, bitki gelişiminde önemli görevlere sahip. Yani bitkinin başta kök ve tuberleri ile gövde ve yaprak gelişiminin Dünya koşullarıyla ayni olmasını beklemeyiz ( Tabi bu elimizdeki Dünya düzleminde, normal koşullarda, ISS’de ve Dünya’da santrifugal kuvvet ile yapay olarak fazla ve düşük g’de elde edilmiş deneylere göre ortaya sürdüğümüz bir fikir. Belki’de Mars koşullarındaki deneysel çalışmalar bitki fizyolojisi konusunda yeni ufuklar sunar.)

Mars patatesinin, Niğde’de suni gübre ve uygun koşullar altında yetişmişcesine verimli olmasını beklemek biraz(!) optimistik davranmak demek oluyor. Ancak bu demek değil ki Mars’ta bu verime yaklaşacak patates geliştirilemez. Biyoteknoloji aslında bu ve benzeri sorunları çözmek için var oldu.

Dünya üzerinde, verimsiz tuzlu topraklarda verimli buğday ya da diğer tarım ürünlerini yetiştirebilmek için tuz gölleri gibi yüksek tuz konsantrasyonuna sahip çevrelerde yetişmiş halofitler ve onların genomları populer araştırma konularından. Yani bu durumda Mars’ta bitki yetiştirmede yaşanabilecek problemleri öngörebilmek ve mümkün olduğunda deneyimlemek, bu sorunları tanımak ve çözmek için yeni kapılar açacaktır. Bu amaçla 1970’lerden beri uzay koşullarında bitki yetiştirmekle ilgili pek çok çalışma sürdürülüyor. En son vardığımız noktada ise ISS’te astronotlar kendi yetiştirdikleri marulları tükettiler.

Bu araştırmalar hızla artarken bizde konuyla ilgili pek bir çalışma yok. Belki NASA’nın burada olmamasını sebep görüyor araştırmacılar. Ancak bunun daha çok merak ve özgünlük eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü artık “global” bir dünyadayız ve yaklaşan gelecekte uzayda da yer alacağız. Ayrıca SpaceX gibi çığır açıci şirketler var kısa süre içerisinde insanlı misyonlar ve turistik geziler planlıyorlar. Yani aslında yeni bir ķeşifler dönemi başladı ve hızlanarak devam ediyor. Bu dönemi kaçırmamak bizim elimizde.

Not: Ben ve ekibim küçükte olsa bu konular üzerine araştırmalar yapıp projeler geliştiriyoruz. Umarım ki bu çalışmaların sayısı artar.

By Elçin Ekşi on November 12, 2015.

Canonical link

Exported from Medium on July 3, 2020.