#Senin Genin, Senin Kararın, Senin Labın

O ortadaki yeşil eldivenli benim, bu güne kadar çekildiğim en güzel fotoğraflardan biri de bu :)

Çoğunlukla gen terapisi, yüksek teknolojili lablarda, multimilyon dolarlarla ve geniş ekiplerle yürütülen araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bir uygulama. Sağlık merkezlerinde, kliniklerde pek çok doktor ve araştırmacının birlikte geliştirdiği bir terapi… olarak biliyoruz biz.

Ama Amerika’da bir araştırmacı (PhD) bunu daha düşük maliyetle kendi kendine yapma kararı aldı. Geçtiğimiz yaz aylarında Brian Hanley, bir plastik cerrahın kliniğinde büyüme hormonu taşıyan plazmitleri elektroporasyonla kendi kaslarına enjekte etti. Daha sonra yapılan kan testlerinde aktarılan büyüme hormonu genlerinin aktif olduğu ve hormon seviyesinin arttığı görüldü.

Kendi kendine gen tedavisi için Hanley’in çok fazla bir şeye ihtiyacı yoktu. Öncelikle hedefi olan kasların, büyüme hormonunu daha fazla salgılaması için bir plazmit tasarladı. Tasarladığı bu plazmiti tedarikçi biyoteknoloji firmalarına sipariş etti ve istediği plazmiti böylece ürettirdi. Daha sonra ise bir plastik cerrahla anlaştı ve onun kliniğinde elektrikle birlikte plazmitleri kendine enjekte etti. Literatürde bulunan ve bilinen bu yöntemleri uygulamasının ve bunların MIT Technology Review röportajı ile ortaya çıkmasının ardından esas tartışmalar başladı.

Bu uygulama ne kadar doğruydu? Sonuçta kendi hayatını riske attığı aşikardı. FDA’dan onay almamış, hiç bir klinik deneme sürecinden geçmemiş bir yöntemi kendine doğrudan uygulayan Hanley ve çalışması pek çok açıdan tartışıldı. Kimileri böylece gen terapisinin büyük kapitallerin elinden alınıp herkesin uygulayabileceği bir formata kavuşabileceğini öne sürerken, kimileri bu çalışmanın, Hanley’in gen terapisi için bir Steve Jobs ya da Elon Musk olma isteğinden doğduğunu öne sürdüler. Bilim insanları ise Hanley’i takip etmeye başladılar ve sonuçları gözlemlemeye yoğunlaştılar. Ayrıca böyle bir uygulamanın etik yönü ile ilgili önemli noktaların da altını çizdiler. Çünkü yeterli eğitime sahip olmayan kişilerin kendi kendilerine kontrolsüz gen terapisi uygulaması gerçekten risk yaratacak durumları ortaya çıkarabilecek bir potansiyelde.

“Yaşlanmak istemiyorum, ölmek istemiyorum!” diye bağıran Silikon Vadisi Girişimcisi (!!!!) — Temsili Değil!

Silikon Vadisi’nde yükselen ölümsüzlük isteği, telomer ve telomerazlarla ilgili iyice şehir efsanesi kıvamına gelmiş bilgileri bir araya getirip üzerine biraz kendin yap gen terapisi serptiğimizde işin ucunun acayip yerlere varmasının mümkün olduğu da açık …

Ama nerede, Ama nasıl ?

Hanley’in çalışması aslında Türkiye tabiriyle “merdiven altı”, daha sofistike tabirle “garaj” ve daha gizemli haliyle “yer altı” laboratuvarlarda neler yapıldığının sorgulanması için de önemli bir vaka olarak görülüyor kimi otoriteler tarafından.

Aslında bu “kendin pişir kendin ye” moleküler biyoloji laboratuvarları oldukça yaygın olarak bulunuyor, her ne kadar henüz ülkemizde olmasa da. Özellikle Avrupa ve Amerika’da yaygın olarak ortak kullanımda olan ve insanların gidip “açık bilim” yapabileceği “açık laboratuvarlar” var. Bunların ötesinde ise insanlar kendi evlerine laboratuvar kurabiliyorlar.

Daha yeni bir örnek vermek gerekirse, adını daha sonra tekrar anacağımız Josiah Zayner (Ph.D.)’da geçtiğimiz şubat ayında kendi kendine bir genetik mühendisliği uygulamasını kendi garajında gerçekleştirdi ve blogundan bunu paylaştı. Ayrıca uygulamanın işe yaramadığını başka yöntemler deneyeceğini de yazmaktan çekinmedi.

Buraya kadar dediklerimi biraz daha toparlayayım; dünyada bir “DIY-bio” akımı var; yani “Do IT Yourself Biology” akımı. Maker hareketi gibi düşünebileceğiniz bu hareket aslında bilimi ve deneyleri soğuk, floresan ışıklı ve toplumun erişemediği laboratuvarlardan çıkaran, evrensel değerleri (topluma faydalı çalışmalar, etik ve biyogüvenlik gibi) temel alan, “kendin yap” biyologların daha yaratıcı ve üretici bir saha bulabileceği biyoteknolojinin gücünün toplum tarafından daha iyi özümsenebilmesi için çalışan bir akım bu.

Bu akımı oluşturan kitle incelendiğinde genel olarak geçmişlerinde yaşam bilimleri alanında eğitim görmüş, bir kısmı en az lisansüstü çalışmaları gerçekleştirmiş kişilerden oluştuğu gözlemleniyor. Yani akademi kökenli pek çok insan bu harekete katılmış durumda. Bunun dışında konu ile ilgilenen ama farklı eğitim geçmişlerine sahip insanlarda yine bu çalışmaların içinde yer alıyorlar.

Aslında bu akımın hızlanarak daha fazla insana ulaşması büyük bir önem taşıyor. Çünkü “merdiven altı” ya da “yer altı” gen terapileri, biyoteknolojik ilaçlar gibi halkın sağlığını riske atabilecek uygulamalar konu hakkında bilinçsiz bir toplumda çok hızlı yayılma potansiyeline sahip. Bu tür durumlara karşı geleneksel bir eğitim ne kadar yeterli günümüzde? Teknolojinin ilerlemesi eğitim anlayışını da dönüştürmeye başladı ancak henüz okullarımız bu hıza yetişmiş ve dönüşümünü tamamlayabilmiş noktada değilken; insanlara bu yeni kavramları, önemini, uygulamaları nasıl anlatabilirsiniz? Ya da tamamen bir toplum sorununa basit ve temel biyoteknolojik araçlarla çözüm geliştirebilecek insanların artmasını nasıl sağlarsınız?

DiyBio akımını, derli toplu olarak bir kez daha ele alalım. DIYBio hareketi bildiğimiz kadarı ile Jason Bobe ve Mackenzie Cowell tarafından 2008 yılında başlatıldı. 2010 yılında ise ilk biospace — ( ben de bir Türkçeleştirme deneyeyim: biyomekan) kuruldu. Bu ilk biyomekanı yani Biocurious(Silicon Valley’s Hackerspace for Biotech)’u Eri Gentry, Kristina Hathaway, Josh Perfetto, Raymond McCauley, Joseph Jackson ve Tito Jankowski’den oluşan 6 girişimci Kickstarter kampanyasından edindikleri 35.000 dolarla hayata geçirdiler.

Evet o tüpün içindekiler karanlıkta parlıyor!

2008’den beri DIYBio akımı oldukça hızlandı. Günümüzde genel olarak DIYbio.org adresinde bir araya gelen DIYBio’cular ve Biyomekancıların sayısı günümüzde 35’i Amerika’da, 26’sı Avrupa’da ve 11’i Latin Amerika, Avustralya ve Asya’da olmak üzere 71’e ulaştı.

DIYBio konsepti, aslında 2000’li yıllarda da kendini belli ediyordu. 2000 yılında İnsan genom projesinde insan genomunun taslakları yayınlanmaya başladığı zaman medyada amatör genomikçilerin ortaya çıkacağı yer bulmuştu. Amatör astronomların uzayda gezegen keşfetmesi gibi, amatör genomikçilerinde ilerleyen dönemde DNA’da keşif yapacağı yazılmıştı. 2001’de Robert Carlson, The Economist/Shell World in 2050 makale yarışmasında gümüş ödül kazanan makalesinde ilerleyen dönemde bu teknoloji daha az maliyetli olacak ve o zaman akademik laboratuvarlardan ve büyük biyoteknoloji firmalarından çıkıp garaj ve mutfaklara girecek diyerek mevzunun günümüzdeki geldiği konumu işaret etmişti.

Technology based on intentional, open-source biology is on its way, whether we like it or not, and the opportunity it represents will just begin to emerge in the next 50 years. — ROBERT CARLSON

90’larda popüler hale gelen kendin yap akımı, daha sonra gelişen birlikte yap (do-it-together) akımı, yurttaş bilimi (citizen science’ı böyle Türkçeleştirdim) hareketi ve toplumun bilimsel aktivitelere daha fazla katılımı, yazılım dünyasındaki açık kaynak kavramıyla uyuşma ve hacking uygulamalarına benzerlik ve son olarak maker hareketine yakınsıyan görüşler; DIYBio akımının ortaya çıkmasında ve hız kazanmasında en önemli kuvvetlerdir. Bu kuvvetler kendilerine toplulukların faaliyetlerini ortaya koyabildiği biyomekanlarda yer bulur. Açık kaynak ekipman -evet laboratuvar ekipmanı- geliştirme çalışmaları ve başarılı projelerin açık olarak paylaşımı ile bu biyomekanlarda fikirler projelere dönüşür. Ayrıca tüm bu süreçte biyogüvenlik ve etik konuları sıklıkla ele alınır ve zararlı faaliyetlerden kaçınılır. Bu tür ortamlarda biyoinformatik, genetik mühendisliği, tıp, implant geliştirme ve sanat gibi çeşitli alanlarda fikir üretmek projeler geliştirmek oldukça yaygın. Bunların yanı sıra bağışlar toplanıyor, ilgili kesimler için günlük etkinlikler düzenleniyor ve bu çalışmalarla bu biyomekanlar ayakta kalıyorlar.

Günümüzde gelinen noktada bu biyomekanların pek çoğu akademi tarafından da kabul edildi ve yapılan çalışmalar değerli görülüyor. Çünkü bu alanlarda pek çok bilimsel projede gerçekleştiriliyor ve yayınlanıyor. Ayrıca Avrupa’da Avrupa Birliği Projeleri ile desteklenen biyomekanlar ya da hareketlerde bulunuyor. Sadece akademik ya da bilimsel çalışmalar değil, aynı zamanda biyoteknoloji start-up’ları içinde bu mekanlar güzel bir başlangıç noktası oluyor ve pek çok start-up’ında harekete geçmesini sağlıyor.

Kısaca baktığımızda bu biyomekanlarda;

  • toplum ve bilim bir araya geliyor
  • girişimcilik destektekleniyor
  • bilimsel bilgi üretiliyor

Bu da mı yasak!

Geçtiğimiz haftalarda Almanya bir DIYBio ürününün ithalatını yasakladı. Bunun yanı sıra daha öncede bu biyomekanların “yasaklanması” konuları gündeme gelmişti. Ancak bir şeyi yasaklamak ancak onun daha da yaygınlaşmasından başka bir işe genelde yaramıyor bildiğiniz üzere.

Her neyse, yasak konusu ve aslında endişeler konusu şimdiye kadar en az değindiğim nokta oldu DIYBio akımı ve Biyomekanlarla ilgili olarak. Çünkü bu “endişeler”in aslında çok da bir anlamı yok bence.

Şöyle ki, “DIYBio”dan bahsedince insanlar ya biyolojik ölümcül bir ajan yaparlarsa, ya salgın hastalık mikrobu geliştirirlerse, ya şöyle olursa ya böyle olursa diye pek çok insan da aslında geçerlilik taşımayan bazı yaklaşımlar mevcut. Synbio’nun proje kapsamında yaptığı araştırmada açıkladığı 7 mit ve gerçekten; kendi yorumlarımı katarak bahsedeceğim.

  • Birinci olarak; kendin yapcı biyologlar gizli ve militarist yaklaşımda oluyorlar gibi bir algı var. Lakin öyle değil, bu insanlar olabildiğince açık bir şekilde faaliyet yürütüyor ve katılımcılığı ön planda tutuyorlar. Yani merkezi olmayan bir yapı çerçevesinde iyi ağlar oluşturmuş durumdalar. Ayrıca militarist de değiller.
  • İkincisi, kendin yapcılar uluslararası bir salgın oluşturabilecek patojen geliştirebilirler. Bu mit açıkçası biraz paranoyakça bir yaklaşım. Çünkü patojenik bir ajan geliştirmek için kendilerini bu patojenden koruyabilecek biyogüvenlik seviyelerine yani örneğin Türkiye’de bulunmayan yüksek güvenlikli laboratuvarlara ihtiyaç duyarlar. Yok yanlışlıkla ve büyük bir rastgelelikle böyle bir patojen ortaya çıkarırlarsa, bu açıkçası zaten normal/akademik araştırmacılarda da aynı olasılık (çok çok çok çok çok düşük ihtimal) seviyesinde (Tüm araştırmacılar da yüksek biyogüvenlikli laboratuvarlar da çalışmıyor.).
  • Üçüncüsü kendin yapçılar biyoteknoloji/yaşam bilimleri alanında faydalı/yeni bir şey ortaya koyamazlar. Bu açıkçası bence keşfin doğasını anlamamış bir insanın düşüncesi olabilir diye düşünüyorum. Baktığımız zaman pek çok kendin yapçı henüz bilimsel teknikleri öğrenme aşamasındalar ama çok hızlı bir şekilde de yeni metodları kavrıyorlar. Örneğin ülkemizde CRISPR teknolojisini en sofistike okullardaki hocalar bilmezken, yurtdışındaki Biyomekanlar CRISPR projeleri yürütüyordu . . . Neyse bu özeleştirili noktayı geçersek, aslında kendin yapçılar pek çok orijinal projeyi yürütebiliyorlar. Bununla kalmıyor, pahalı laboratuvar cihazları yerine kendi geliştirdikleri -ve aslında gerçek inovatif değerler taşıyan- daha uygun bütçeli laboratuvar cihazları geliştiriyor, bu cihazlarla projeler yürütüyorlar. Sıtmayı daha düşük maliyetle tespit edebilecek kit, evde kendi mutasyonlarını daha ucuza tespit etmek gibi pek çok proje örneği bulunuyor.
  • Dördüncü mite gelelim: Kendin yapçılar devletin kendilerini izlemesini istemiyorlar. Açıkçası böyle bir yaklaşım yok kendin yapçılarda. Lakin devletlerin DIYBio’cular üzerinde sıkı bir takibi ve baskısı olursa da bu tür çalışmalar muhtemelen görünürlüklerini kaybeder ve gizli çalışmaya devam ederler. Bu ise daha kötü bir duruma sebebiyet verebilir. Onun yerine DIYBio’cuların kendi kendilerini organize etmeleri teşvik edilmeli ve kendi içinde regülasyonlar geliştirmeleri daha uygun bir yol olarak görünüyor.
  • Beşincisi kendin yapçılar biyoetik konusunda dikkatsiz olurlar, umursamazlar, biyoetik bilmezler. Buradaki en temel kaygı DIYBio’cuların çoğunun formal bir bilim eğitimi almamış olmasından dolayı etiği gözden çıkaracakları yönünde. Lakin formal olmasa da DIYBio’cular da bir informal tedrisattan geçiyorlar ve bu konularda kalın ve büyük harflerle yazılmış olarak uyarılıyorlar. Kaldı ki bir işi etik olarak gerçekleştirmek ya da gerçekleştirmemek; profesyönel dahi olsa kişinin kendisinde olan bir durum.
  • Altıncısı, kendin yapçılar kazalar için ve genetiği değiştirilmiş organizmaların doğaya karışması açısından risk oluşturuyorlar. Bu durum tamamen tartışmalı bir nokta. Evet kendin yapçıların deneyleri kazalara daha açık gibi görünüyor. Bunun yanı sıra genetiği değiştirilmiş organizmaların da doğal ortamlara yayılması riskli bir durum. Ancak genetiği değiştirilmiş pek çok organizmanın da tarımı yapıldığı da açık bir gerçek. Yani legal olarak da bu iş yapılıyor! Bunun yanı sıra biyogüvenlik önlemleri de DIYBio’cu toplulukların önemli kurallarından birini oluşturmakta ve kazaları engellemek için bunlara uyuyorlar. Ancak bunların ötesinde laboratuvar atıklarının nasıl yok edileceği sorusu var. Gerçi bu soru Türkiye’deki pek çok akademik vb. laboratuvarda hali hazırda olan bir sorun. Ama tıbbi atık kanalları kullanılabilir ve böylece bu atıklar bertaraf edilebilir. Kişisel görüşüm, oluşacak bu risk, özellikle Türkiye özelinde, bir araştırma laboratuvarından çok da fazla değil.
  • Yedincisi, kendi yapçılar ve Biyomekanlar biyoteröristler için iyi bir gizlenme ortamı olabilir. Bu risk gerçekten var. Akademilerde olduğu gibi teröristler bu topluluklarda da yer alabilirler. Bu konuda ise FBI’da çalışma yapmaya başladı. Terörizm ve biyoterörizm konuları konusunda önlem alabilmek için pek çok Biyomekan ve kendin yapçı topluluk her bakımdan açık bir şekilde çalışmalarını ortaya koyuyorlar ve FBI’ın uyarılarını dikkate alarak güvenlik politikaları oluşturmaya özen gösteriyorlar.

O zaman neden yasak?

The Odin firması, Amerika’da daha önce bahsettiğimiz Josiah Zayner tarafından kuruldu. Evde kendi laboratuvarıyla işe başlayan, kendin yap biyocular içinde popüler bir isim olan Zayner, bu girişiminde kendin yapçılar için evde uygulanabilecek biyoteknolojik kitler geliştiriyor ve satıyor. CRISPR kiti, tam moleküler biyoloji laboratuvarı kiti gibi pek çok kiti bulunmakta. Chicago Üniversitesinde Moleküler Biyofizik alanında doktorasını yaparken biyohackerlık alanına giriş yapan Zayner ayrıca NASA’nın Mars programı için mikroorganizmaların geliştirildiği bir projeden burs kazanmış ve projeye dahil olmuş. Şu anda ise The Odin kapsamında dünyanın dört bir yanına kitler satmakta. Ama geçtiğimiz hafta bu durum artık Almanya ya da Avrupa Birliği için pek mümkün olmayabilir.

Çünkü The Odin’in CRISPR kitlerinden bazılarında antibiyotik direnci olan ve risk yaratan E. coli suşları tespit edilmiş. ( E. coli, standart bir laboratuvar bakterisi, her iş için kullanıyoruz. Pek çok değişik suşu — çeşidini geliştirdik.). ECDC (European Centre for Disease Prevention and Control) yayınladığı rapor ile bu kitlerin risk yarattığını ve ithalatının yasaklanması gerektiğini belirtti. Henüz konuyla ilgili The Odin sayfasında bir açıklama bulunmuyor. Ancak bu durum gerçekten önemli ve takip edilmesi gerekiyor. Bu sebeple canlı organizmalarla yürütülecek çalışmalarda tüm kendin yapçıların minimum biyogüvnelik önlemlerini almaları hem kendileri hem de çevreleri için çok önem kazanıyor. Daha önceki maddelerde bahsettiğimiz gibi kendin yap bio’da pek çok risk bulunuyor. Ancak bu risklerin önüne nasıl geçilmesi gerektiğinin planını belirlemek önemli. Bu tür deneyimler ise bunun gelişmesi için bir araç olarak görülmeli. Çünkü bu tür faaliyetleri tümden yasaklamak, sadece bu işlerin görünmez hale gelmesine neden olacak. Bu durum ise kontrol edilmesini imkansız kılarken, riski bilinmeyen seviyelere çıkaracak.

… Bizim memlekette böyle şeyler olmaz nasılsa …

Emin misin! — Türkiye’nin ilk Biyomekanı için hazır mıyız?

Bu konuyla uzun süredir ilgileniyorum. Ancak sosyal yetenekleri çok gelişmiş bir insan olmamak ve Ankara’nın ağır havası bir türlü aksiyona geçmeme elvermiyordu. Taki Gen Hareketi’nden Almila ile bu içimdeki ukteyi konuşana kadar. 2017 yılında hız kazandığım aksiyonlardan biri bu hedefim oldu. İstanbul’da Gen Hareketi’ne dahil arkadaşlarla konu üzerine konuşuyor çeşitli aksiyonlarda bulunuyoruz. Şubat ayında Gen Hareketi Meet-up’ında gerçekleştirdiğim ilk sunumu da aşağıya iliştiriyorum ilgilenenler için.

Önceki ay gerçekleştirdiğimiz ve teknik koordinasyonunu üstlendiğim OpenLab (ki laboratuvar kurmak ve açık çalışma konusunda inanılmaz bir tecrübe kattı bana, detayları için tıklayınız.) etkinliğinden sonra kalan fazla cam ve plastik malzemeyi ise bu çalışmada değerlendireceğiz. Bu çalışma için bir mekan arayışımız bulunuyordu ancak sanırım bu sorunu da bir noktadan başlayarak çözeceğiz. İlk başta başka mekanlarda geçici yer alıp, işlere (beş atölye planımız var — cihaz geliştirme atölyeleri, sonuçta tam donanımlı laboratuvarı kurmuş olacağız) başlayacağız. Sonrasında ise destekçilerin katkıları ve sponsorların yardımıyla bağımsız bir mekanda yer almayı hedefliyoruz. Bu Biyomekanda, biyolojiye, genetiğe, genomikse, biyoinformatiğe meraklı pek çok kesimi bir araya getirme, biyoteknoloji/yaşam bilimleri alanında girişimcilik planı olan mezunlara kendilerini deneme olanağı ve herkese açık eğitim etkinlikleri gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

Sizi de bekleriz :)

Şuraya bir kaç kaynak ve ileri okuma bırakalım :

https://github.com/amaeksi/DIY-BIO/blob/master/diy-bio-22-subat.pdf

Science, Art, Beauty
_A Blog About Art, Science and Beauty_www.ifyoudontknownowyaknow.com

DIY-Bio - economic, epistemological and ethical implications and ambivalences
_Since 2008, we witness the emergence of the Do-It-Yourself Biology movement, a global movement spreading the use of…_www.ncbi.nlm.nih.gov

Immunooncology: Can the Right Chimeric Antigen Receptors T-Cell Design Be Made to Cure All Types of…
_Immunooncology (IO) is the buzz word today and it has everyone doing IO research. If we look back at the history of…_www.ncbi.nlm.nih.gov

About
_We believe that innovations in biology should be accessible, affordable, and open to everyone. We’re building a…_biocurious.org

The ODIN
_Making Science and Genetic Engineering Accessible and Affordable_www.the-odin.com

Codes
_DIYbio.org organized a series of congresses in 2011, where we brought together individuals and delegates from regional…_diybio.org

OpenLab , Dünya DNA günü, Webend, Programlama Günleri ve Gelecek Etkinlikler - ERES Biyoteknoloji
_OpenLab ve Biyoteknoloji Fuarı, Webend-Yazılımcı Hikayeleri, Dünya DNA Günü workshopları ve Karabük Üniversitesi…_tr.eresbiotech.com

Yazılarımı okumayı unutmayın: 
Bilimi seviyor, bilimsel haberler okumak istiyorsanız bilimma.com’da bilimsel haberler ve çeşitli konularda yazılar yazıyorum. Beklerim :)

By Elçin Ekşi on May 23, 2017.

Canonical link

Exported from Medium on July 3, 2020.