Bu yazımı aldığım bir eposta ve bu eposta için verdiğim cevabı daha fazla insanın okuyabilmesi için hazırladım. E-postadan farklı olarak kolay okunabilmesi için başlıklar ekledim.

Genç bir arkadaşımız aşağıdaki epostayı yazmış ve tavsiye istemiş. İlk başta okuduğunuzda imkansız şeyleri istiyormuş diyebilirsiniz. Ama şu meşhur sözü bence unutmamak lazım:

Merhaba,

Ben de biyoteknoloji üzerine çalışmak istiyorum ama akademik olarak değil de daha çok ticari yönü ile ilgilenmek istiyorum biyoteknolojinin. Ama hangi bölümü okursam amacıma daha doğru yoldan ulaşabilirim emin değilim. Lütfen, bana bu konuda yardımcı olur musunuz? Yaşlanmanın durdurulması ve geriye çevrilmesi, bilincin dijital ortama aktarılması, yapay hayvansal gıdalar ve ürünler gibi konularda çalışmayı düşünüyorum. Bunun için biyoloji mi moleküler biyoloji ve genetik mi ya da biyomühendislik mi okumalıyım? Yoksa başka bir bölüm mü okumalıyım?

Merhaba,

Geniş kapsamlı bir soru sormuşsun. Elimden geldiğince yanıtlaya çalışacağım.

Öncelikle hedeflediğin teknolojiler her ne kadar birbirlerinden farklı olsalar da ticarileştirilmesi bakımından Türkiye’den önce yurtdışında gerçekleştirilmesi daha büyük olasılık olduğu için cevaplarımı Türkiye’den çok Türkiye dışına yönelik vermeye çalışacağım. Yurtdışında çalışmadım ancak gözlemlerim neticesinde edindiklerimi yazacağım.

Biyoteknolojik Ürün Geliştirme

Biyoteknolojik ürünlerin geliştirilmesi ve ticarileştirilmesi pek çok basamak içeriyor. Bununla birlikte bu ürünlerin geliştirilmesinden, pazarda yer almasına kadar pek çok farklı iş bulunuyor. Geliştirilmesi hedeflenen biyoteknolojik ürünlerin çoğu öncelikle temel bilimlerle ortaya çıkarılan buluşlara dayanıyor. Bunun için ufak iki örnek vermek isterim.

PCR ya da PZR yani polimeraz zincir reaksiyonunu duymuş olabilirsin. Günümüzde kullanılan en yaygın moleküler biyoloji tekniğinin temelidir. Hemen her moleküler labında ve diğer pek çok labda sıkça uygulanır. Amaç ise eldeki DNA örneğinde hedeflenen bir bölgenin çoğaltılarak kolayca incelenmesidir. Şu bağlantıda hikayesinin özetini bulabilirsin. Kısaca Yellow Stone parkında sıcak su kaynağında bulunan, sıcağa dayanıklı bir bakterinin keşfine dayanıyor aslında bu teknoloji. Sıcak su kaynağında bulunan bakterinin yüksek sıcaklıklarda bozunmadan DNA sentezleyen enzimi izole edildi ve bu enzim daha sonra yapay olarak hedeflenen DNA bölgelerinin çoğaltılmasında kullanıldı. Böylece günümüzde yaygın olarak kullandığımız bir teknoloji olarak piyasadaki yerini aldı. Sadece bununla da kalmadı, PCR ile yapılan çalışmalarla pek çok yeni keşif yapıldı ve nükleik asit araştırmaları bu kadar ivme kazanabildi. Hikaye 1976’dan günümüze uzanan bir hikaye.

Bunun benzeri olarak CRISPR-CAS9 teknolojisi de yine doğada bulunan bir savunma mekanizmasının keşfine dayanıyor. Bakterilerin kendilerini virüslerden korumak için geliştirdikleri bir enzim sisteminin 90’larda tanımlanmasıyla başlıyor hikaye. Ticarileşmesi ise günümüzü buluyor. Canlı organizmalar üzerinde DNA’nın değiştirilmesini sağlayan bu yöntemin hikayesini de şuradaki podcastten dinlemeni öneririm.

Bu iki örneği vermemin sebebi bu alandaki buluşların genel olarak nasıl ilerlediğine dair örnek oluşturması içindi. Bunlar gibi pek çok hikayeyi yine internette araştırarak bulabilirsin. Genel olarak temel araştırmayla çeşitli fenomenlerin ortaya çıkarılması (temel bilimler), bu fenomenlerin detaylı araştırılmasıyla mekanizmalarının ortaya konması (temel bilimler), elde edilen bilgileri farklı ürünler/teknolojiler geliştirmek için kullanmaya yönelik araştırmalar (mühendislik), ürün prototiplerinin geliştirilmesi verimliliklerinin test edilmesi (mühendislik), ürünün kullanım için hazırlanması (örn ilaçlar ve medikal cihazlar için klinik testlerin yapılması) (mühendislik+temel bilimler), ürünün piyasaya sunulması, piyasada gözlemlenmesi, sorun, hata, iyileştirmeler için gözlemlenmesi (işletme, mühendislik, temel bilimler) gibi süreçlerle ürünler geliştiriliyor. Tabi her ürün için bu yol aynı olacak diye bir kâide yok. Ben olabildiğince genelleyerek yazmaya çalıştım. Teknolojik ilaç, medikal ürün, gıda gibi alanlarda geliştirme ve ürün olarak ortaya koyma süresi en az 5–10 yıl arası değişebiliyor. Bu durum genel olarak hem araştırma süreçleri hem de araştırma sonrası süreçleri içermekte, özellikle de klinik test süreçleri önem kazanıyor. Bunun içinde çok güncel bir örnek vermek isterim. 2006 yılında Nobel ödülü ala RNAi (RNA interference) çalışması sonucunda elde edilen bilgiler ışığında bir ilaç geliştirilmeye başlandı. Bu ilacın, diğer ilaçlar gibi insanlar tarafından kullanılması için Amerika’da FDA’dan onay alması gerekiyordu. FDA onayını daha henüz geçtiğimiz haftalarda aldı. RNAi dediğimiz mekanizma basitçe hücre içindeki mRNA’ların çalışmasını engelleyen bir mekanizma. RNAi ilk olarak Escherichia coli’de 1980’de gözlemlenen bir olay.

Geniş bir alan olan biyoteknolojide hangi alanda ilerlemek istediğine bu süreçleri inceleyerek karar vermen daha kolay olacaktır.

Laboratuvarda ya da dışında?

Eğer laboratuvarda çalışıp bilinmeyen şeyleri ortaya koymak üzerine çalışmak istiyorsan temel bilimler konusunda iyi olman gerekiyor. Doğru soruları sorabilecek kadar disiplinine hakim olman en önemli nokta. Çünkü ne kadar iyi soru sorarsan o kadar bilinmeyene doğru yol alabilirsin. Sorduğun sorulara göre inşaa edeceğin hipotez ve deneyler de seni bu soruların cevaplarına ulaştıracaktır.

Eğer amacın, laboratuvarda çalışmak ama bilinmeyenlere dair sorular sormak yerine, eldeki mevcut bilgileri çeşitli sorunları çözecek teknolojilere dönüştürmekse, mühendislik çalışmaları daha faydalı olacaktır. Çünkü teknoloji geliştirirken çeşitli tasarım ve mühendislik bakış açısına ihtiyacın olacaktır.

Temel bilim araştırmaları verim, fayda, ürün geliştirmek gibi konularla ilgilenmez. Bu yüzden de temel bilim eğitiminde bunları çok fazla edinmezsin. Daha çok çeşitli bilimsel bilgileri bir araya getirip, bu bilgilerden yola çıkarak soru sormayı öğrenirsin. Bir nevi “kaşif” ya da “dedektif” olursun da diyebiliriz.

Mühendislikte ise önemli olan noktalar tasarım, verim ve yaptığın çalışmalar sonucunda ortaya çıkan ürün ya da hizmetler önem kazanır.

Kısaca basitleştirilmiş bir örnekle, merkez kaç kuvvetini fizik açıklar (gezegenlere dair sorular sorar ama arabalarla ilgilenmez), keskin virajlarda arabaların yoldan çıkmaması için mühendislik bu bilgiyi kullanır ve eğimli virajı gereken açıyla inşaa eder (arabaları kurtarır, gezegenlerin dönmesiyle ilgili soru sormaz).

Ancak gerçek dünyada her şey birbirinden bu kadar keskin bir şekilde ayrılamıyor. Temel bilim yapan insanlar da ürünler ve problemler için çözüm geliştirmek yönünde çalışabilirken, mühendisler de temel bilim soruları sorup cevaplar arayabilir. Mesela tıp doktorlarının temel işi hastaların tanı ve tedavi süreçlerini yürütmektir. Ancak doktorların bir kısmı sadece bununla yetinmez. Gelen hastalar ve literatürdeki bilgilerden yola çıkarak araştırmalar yapar, hastalıkların sebeplerini araştırır, yeni ameliyat malzemeleri geliştirir.

İşlerin akademik değil ticari yönüyle ilgilenmek istediğini belirttiğin için şunun da altını çizmek isterim. Biyoteknoloji sektöründe sadece bilim insanları ve mühendisler yer almıyor. İşlerin yürümesi için finansçılar, işletmeciler, halkla ilişkiler birimi, üretim süreçlerinin yönetimi (örn endüstri mühn.), denetleme kurumları, patent ve marka gibi fikri ve sinâi mülkiyet hakları uzmanları gibi pek çok farklı meslekten insan biyoteknoloji alanına yönelik olarak kendini geliştirip bu sektörde yer alabiliyor.

Akademi ve ötesi

Akademi ve bilim arasındaki fark ve bunun yanı sıra Akademi’nin aslında sektörden uzak olmayışından da bahsetmek isterim. Akademi tam olarak bilimsel faaliyet yürüten kimselerin toplamına eşit değildir aslında. Bununla birlikte edebiyat akademisi de vardır ama edebiyat bilim değildir. Yani kısaca akademi bilim, sanat, edebiyat gibi alanlarda faaliyet yürüten belli bir zümreyi işaret eder. Bu akademinin yapısı ülkeden ülkeye de değişebilir. Bilimle ilgilenmek için ise salt akademinin içinde bulunmak gibi bir zorunluluk yoktur. Özel şirketler nezdinde de araştırma yürütülebilir. Kimi araştırmacılar ise bireysel olarak kendi çalışmalarını yürütebilirler. Burada önemli olan ve bilim camiasında yer edinmenin ya da kabul görmenin yolu, güvenilir hakemli bilimsel dergilerde araştırmalar ve sonuçlarını yayınlamaktır. Eğer bir araştırma yapıyorsan ve elde ettiğin sonuçları bilimsel kongreler ya da bilimsel yayınlarda yayınlayıp diğer bilim insanlarıyla paylaşmıyorsan zaten çok anlamlı bir çalışma yürüttüğün de düşünülemez. Çünkü bilimin birikimli doğası, onun bir parçasını ortaya çıkarmak için yapılan çalışmaların diğer bilim insanlarıyla paylaşılmasını ve ortak bilgi havuzunda yerini almasını gerekir. Üretilen bilgi çok küçük olabilir, yapılan deneylerle anlamlı ya da anlamsız değişik sonuçlara ulaşılmış olabilir. Ama kabul edilebilir bir metodoloji (tekrarlanabilir bir yöntem) ve sistematik bir çalışma sonucunda pozitif veya negatif elde edilen her veri önemlidir.

Evet bu kısmı biraz uzattım sanırım. Kısaca, akademi dışında da bilim yapılabilir. Ancak akademide disipliner bir öğrenme süreci ve bu disipliner süreç sonunda elde edilecek vizyonun katkısı kuşkusuz önemlidir. Tabi bu eğitimin gerçekten hakkıyla alındığını varsaydığımız durum için bu önem daha belirgindir. Sadece belli ders notlarını ve sunumları öğretip, belli terimleri ezberleterek lakin araştırma ve yorumlama becerisi katmayan bir eğitim “bir miktar” eksik kalacaktır. Her eğitim kurumu, çeşitli sebeplerle (alt yapı eksikliği, yetersiz akademik kadro vb..) araştırma ve yorumlama becerisi sunamayabilir. Ancak istekli bir öğrenci bilginin bu kadar açık, kolay erişilebilir ve yaygın olduğu günümüzde bu eksiklikleri az ya da çok kapatabilir.

“Sektör”

Akademi ve sektör arasındaki ilişkiden de bahsedeyim. Yukarıda iki tane örnek vermiştim, PCR ve CRISPR-CAS9. bu iki hikayede de “patent” ve “dava” kelimelerini fark etmiş olmalısın. Bunun sebebi, bu alanlarda çalışmalarını sürdüren araştırmacıların aslında şirketlerle birlikte çalışmaları ya da çalıştıkları kurum olan üniversitelerin araştırmacılarının fikri ve sinâi mülkiyet haklarını koruyor olmasından kaynaklanıyor. Temel olarak yurt dışındaki pek çok araştırmacının aslında biyoteknoloji alanından uzak olmadığını görebilirsin. Çeşitli seviyelerde akademi dışında çalışmalar yürütürler ve akademi dışına da hizmet verirler. Örneğin bir matematikçi bir mühendislik firması için danışman olabilir, bir ekolog yoğun kirlilik olan bir gölün tekrar iyileştirilmesi için davet edilebilir. Kısacası demek istediğim “akademik olarak değil de daha çok ticari yönü ile ilgilenmek istiyorum” dediğin zaman, eğer bu işin “business” kısmı dışında olan noktalarıyla ilgilenmek istiyorsan belli bir bilimsel disipline sahip olmanı, akademik olarak kendini geliştirmiş olmanı gerektiriyor. Eğer “ticari” olarak mesela bir yatırım yöneticisi, işletmeci, CXO gibi bir çalışma alanı düşünüyorsan da işletme, finans, iktisat, borsa ya da “X” konusunda eğitim alman ve tabi ki sektör içinde deneyim kazanman gerekiyor.

Geleceğin Teknolojileri

Çalışmayı istediğin konuları ele aldığımızda, çok boyutlu ve multidisipliner doğaya sahip konular oldukları açık. Örneğin hayvansal gıdayı yapay olarak üretmek için, hücre kültürü, doku kültürü gibi çalışma tekniklerini bilmek, hayvanları ve hayvan fizyolojisini iyi bilmek, bunların yanı sıra böyle bir ürünü üretilebilir kılmak için verimli bir süreç geliştirmek, bu sürecin ise endüstriyel olarak uygulanabilir olmasını sağlamak gerekiyor. Bununla da kalmıyor, bu gıda için satılacak ülkelerin devletlerinden gıda bakanlıklarından “Yenilebilir” diye izin almak ve bu ürünü satmak da gerekiyor. Tabi satış içinde buna uygun pazarlama yapabilmek gerekiyor (Bunlar sadece benim anlık olarak aklıma gelenler daha farklı bir süreç de olabilir.). Tabi ki bu kadar çok işi tek bir insanın yapması pek mümkün değil. Açıkçası mümkün olsa dahi, bu tür çalışmalarda ekiple birlikte yol almak her zaman daha avantajlı ve ileriye dönük bir hareket. Bu çalışmanın neresinde olmayı planladığın nokta ise senin hedeflediğin eğitim sürecinin belirleyicisi olacak nokta. Örneğin, biyoloji okuduğunu varsayalım. Ancak laboratuvarda çalışmıyorsun diyelim. Biyoloji disiplininin sana verdiği alt yapının üstüne iyi bir kurumsal pazarlama yetkinliği (Örneğin MBA yapmak, çeşitli firmalarda stajlar, iş tecrübeleri) kazandıktan sonra bu “yapay et” in yaygınlaşması için yine çalışabilirsin. Ancak şunun altını çizmek isterim, diyelim ki pazarlama, iktisat, işletme gibi bir eğitim aldın. Bu disiplinin üzerine hızlı bir şekilde moleküler biyoloji ya da biyoloji gibi bir disiplini eklemen daha zorlu bir süreç olacaktır.

Yani hangi okul hangi bölüm?

Fark ettiğin üzere paragraf paragraf yazı yazdım. Ancak tek bir üniversite ya da bölümden bahsetmedim. Çünkü ulaşmak istediğin çalışma alanları sadece bir okulun bir bölümünü okuyarak edinilecek bilgilerle erişilmesi kolay alanlar değil. Lisans eğitiminin üzerine yüksek lisans ve doktora çalışmaları ile daha fazla tecrübe ve çalışma pratiği edinmeyi gerektiren konular. Tabi ki ille de yüksek lisans ya da doktora şarttır demiyorum. Ancak bu tecrübeleri akademi dışında belli bir sistemle elde etmek kolay değil. Mesela yazılım alanında pek çok “alaylı” insan görebilirsin. Üniversitede bile bilgisayarla ilgili bir bölüm okumamış olabilirler genelde. Ancak yazılım alanında bu “alaylı”ların bir avantajı vardır. Tüm işlerini sadece bir bilgisayarla yürütebilirler. Tüm denemelerini bu bilgisayarda gerçekleştirebilirler. Ancak biyoteknolojide biraz daha “elleri kirletmek” gerekiyor. Tabi bunun da aslında ufak bir istisnası var. O da biyoinformatik çalışmalar. Biyoinformatik alanı temel olarak biyolojik verinin, bilişim sistemleriyle ele alınması ve işlenmesini içeriyor. İnternette pek çok açık veritabanı ve pek çok kütüphane bulunuyor. Daha hızlı ve kolay deneyim kazanılabilecek bir alan. Ancak şunun da altını çizmek isterim deney yapmayı düşünmüyorsan “hızlı” deneyim kazandırabilecektir.

Biyoloji, genetik, moleküler biyoloji, biyomühendislik, zirai biyoteknoloji gibi pek çok bölüm bulunuyor. Açıkçası son açılan bölümlerle hangi okullarda hangi bölümler bulunuyor çok güncel bir bilgim bulunmuyor. Ancak her okulun programı birbirinden çok farklı içeriklere sahip olabiliyor. Bu sebeple üniversitede bölüm seçerken bu bölümlerde hangi dersler işleniyor, hangi konular anlatılıyor bunları araştırmak çok önemlidir. Kimi derslerin isimlerine aşina olmayabilirsin doğal olarak, ancak “Google” böyle durumlar için var. Kısaca bu alanlarda biyolojinin aslında hemen hemen tüm bu dalları kapsayan bir eğitim programına sahip olduğunun altını çizebilirim. Bunun yanı sıra Dünya üzerinde yer alan canlılıkla ilgili alabileceğin temel bilim biyolojidir. Genetik, moleküler biyoloji, biyomühendislik ve diğer programlar belirli konular üzerine yoğunlaşmıştır ve bu konularda daha fazla deneyimle mezun olmanı sağlar. Ancak her okuldaki eğitim kalitesi ve akademik yeterlilik aynı oranda bulunmamaktadır. Örneğin biyoloji dediğimiz alan çok fazla alt dala ayrılmış temel bir disiplindir. Bu sebeple biyolojiyi oluşturan alt dalları konusunda uzman olan eğitmenlerden öğrenmek önemlidir. Bu da zengin bir akademik kadro gerektirir. Bunu ise yine ilgilendiğin okulların ilgilendiğin bölümlerinin akademik kadrolarını inceleyerek görebilirsin. Ya da Genetik alanında eğitim veren kurum sadece insan genetiği ile ilgili mi eğitim vermektedir? Moleküler biyoloji bölümü mühendislik disiplini ile mi eğitim vermektedir yoksa fen fakültesine bağlı ve temel bilim disipliniyle mi eğitim vermektedir? gibi soruları yanıtlamak daha doğru tercih yapmak için faydalı olabilir.

Peki bunca şeyi neden anlattım?

Neden bu kadar çok şeyden bahsettim? Dediğim gibi geleceğin çalışma alanları ve akademisi multidisipliner çalışmalar üzerine kuruluyor. Pek çok insan çok farklı eğitim geçmişlerinin üzerine inşaa ettikleri tecrübelerle yeni teknolojiler geliştiriyor, farklı buluşlar yapıyor. Bununla ilgili olarak geçtiğimiz aylarda yayınlanan MIT 35 under 35 Innovators listesindeki insanları ve özgeçmişlerini incelemeni tavsiye ederim.

Yenilik — Yer ve Zaman Bağlamı

Ve en son olarak şundan bahsetmek istiyorum. Yeni bir şeyler geliştirmek, keşifler yapmak, farklı ürünler ortaya koymak, yenilikçi olmak demek her zaman afilli araştırmalar yürütmek, izole ortamlarda genleri kesip biçip bakterilerle uğraşmak ve hassas deneyler gerçekleştirmek ya da bunları ürün olarak satmak demek değildir. 2017’de Nature Biomedical Engineering dergisinde, kağıt, ip ve makasla yapılan, kol gücüyle çalışan bir santrifüj aletinin makalesi yayınlandı. Peki mikroakışkan çiplerde deneylerin ele alındığı, nanoteknolojik materyallerle ürünlerin tasarlandığı bir dergi neden bunu yayınladı? Çünkü bu çalışma sadece 20 cent maliyetle Afrika’da sıtma olan insanların hayatının kurtarılmasında önemli bir role sahipti. Çalışmanın videosunu izlemeni isterim:

Umarım aklındaki sorular için bir nebze yanıt sağlayabilmişimdir. Pek hap bilgi vermediğimin farkındayım. Ancak isteklerin ve motivasyonuna göre kendi tercihlerini en iyi şekilde yapacağını düşünüyorum. Kafana takılan noktalar ya da başka sorular varsa yazmaktan çekinme lütfen.

Saygılarımla

By Elçin Ekşi on August 29, 2018.

Canonical link

Exported from Medium on July 3, 2020.